0 Yorum 0 Yorum  | 17 Ağustos, 2005

ister dialog, ister monolog; yol (biraz) uzunsa, sessiz süren bir yolculuk olası değildir, (asla..)

akp’li kültür bakanının, otopark yapacağı akm’nin (atatürk kültür merkezi) önünden, “onmilyon’a bakırköy’e atar mısın” süreci, “ne yazarsa ikimilyon eksiğini alırım”la karşılık bulup, şekilden şekile giriyor.. bir “yirmiikiden aşağı yazmaz abi” oluyor, bir “geçen gün onbeşmilyona gittik“ oluyor, derken onbeşmilyonda babam da, ben de, taksici de hemfikir oluyor, pazarlık bitiyor, yolculuk başlıyor..

ikiyüz (bilemedin) üçyüz metre sonra..

şoför, “abi geçen gün sizin oturduğunuz yerde (arka koltuğu kastediyor) iki avukat oturuyordu.. yol uzun, trafik var, ben de kulak misafiri oldum.. neyse abi, adam ellibin dolar maaş alıyormuş ya. {.es} ellibin dolar! var mı böyle bir maaş abi ya..”

ekonomi bakanından, taksi şoförüne.. ‘yoksatar’ şarkıçılardan, ‘simit satarlar’a herkesin dilinden eksik etmediği, şu “var mı böyle bir şey”le başlayan, hayatı sorgulama(!) cümlesine ve ekürisi, “yok böyle bir şey” önermesine(!) “bayılıyorum”..

“varmış demek ki..” diyorum..

“valla varmış abi.. adama dedim ki, abi ben beşyüzmilyon için dokuz takla atıyorum valla, o nasıl bir para ya..” .es vermeden ekliyor, “adam gülüyor bir de..” diyor taklayı duyunca, ama kendi de gülüyor, attığı taklaya/taklalara.. “yanındaki de, onyedibin euro alıyormuş abi!..”

babam ilgisiz/isteksiz soruyor, “ne kadar ediyor onyedibin euro..” yanıt net; “nereden baksan, lüks araba parası işte abi..” vites değiştirirken gülüyor.. tekrar, ellibin dolar maaş alan adam’a atıyor vitesi, “her ay ellibin dolara ne diyorsun abi..” babam, çoktan bunalmış, adamı ‘duymaz olmuş’, aklı arabanın da, arabaların da dışında.. şoförü sadece babama bırakmak, haksızlık olur.. bozduğum sessizliğe babam da, adam da gülüyor; “o parayı sayana kadar, ay başı gelir zaten..”

espri, konuya belli bir etki yapmış olmalı ki, gülüşü, değiştirdiği takla sayısıyla yeniden şekilleniyor, “ben dokuz değil elli takla atıyorum valla abi ya beşyüzmilyon için.. şu sıcakta günde ondört saat çalışıyorum şerefsizim..” diyor.. ama yine de gülmeye devam ediyor.. öyle ya, asgari ücrete, dörtyüzmilyon’a otuz gün gidip/geliyor da, gülmeyi unutmuyor insanlar nasılsa..

“kader işte abi n’apacaksın.. kimine ellibin dolar, kimine beşyüzmilyon işte..” diyip, vitesi düşürüyor..

babam “demek ki onların sevabı seninkilerden fazla” deyince.. “valla orasını bilemem ama ne para be abi değil mi ellibindolar..”

uzayan gülüşü, hayranlığa dönüşüyor ve konu dönmeden/dolaşmadan yine oraya geliyor; “vay be abi.. adam, her ay alıyor bu parayı..” dikiz aynasında gözgöze geliyoruz, bir söz bekliyor.. onun lafını, onun yüzüne tamamlıyorum, “hem de hiç takla atmadan..” gülüyor, susuyor ve sonra sanki superman’den bahsediyor; “adama bak sen ya! her ay ellibin dolar maaş alıyor.. Hem de hiç takla atmadan”, “uçuyor” diye uzatıyorum cümlesini.. sadece o gülüyor..

0 Yorum:

Yorum Yaz