15 Yorum 15 Yorum  | 02 Nisan, 2006

aslen, serinin ikinci halkasi olarak kabul edilebilir.

istanbul'daki trafik sorununun toplu tasima araclariyla halledilebilecegine olan inancimiz gun gectikce artsa da, toplu tasima araclarindaki trafigin ne ile halledilebilecegine olan merakimiz da ayni derecede artmakta.

üsküdar meydani kapatildigindan bu yana, üsküdara inmeyi kesen bir üsküdarli olarak varimizi yogumuzu kadiköy yollarina serdigimizden bahsetmis olmaliyim. bir yerlerde. kadiköy-besiktas arasi calisan vapurlarin da yarim saatte bir kalkip, denizlerimizin hemen hemen en yogun hatti oldugunu eklemeye de gerek yoktur muhtemelen. tek rakibim rambo.

ne zamanki ido'da da aktarma gecmeye basladi, mavi akbilliler bir anda karsiya otobusle gecmekten vazgecip, vapura dadandilar. sabah sekiz derslerine yetisme vapurum olan 07:15 vapurunda bile artik kafeterya kisminda arkadaslarla oturup kahvalti edip bir tatli huzur almaya giderkenki günlerimiz pek bir mazide kaldi. cogu zaman kazan dairesinde bile bos yer bulamayip, eksi bilmemkac derecede disarida titrer hale geldik. kronik olarak iki aydir da hastayim. sükürler olsun ki hava isiniyor. bundan sonraki tek korkum, vapur ici sicaklik 50 dereceye varmisken disarida yer kalmamasi. olabilir. hani.

ido'nun ek sefer düzenlemesini talep ediyoruz. ben, ben ve yine ben.

perleş - (perleche/ angular chellitis) normal zamanlarda herhangi bir zarari olmayip, uygun ortam buldugunda enfeksiyon olusturan firsatci patojenlerin olusturdugu bir cesit lezyon.

4 Yorum 4 Yorum  | 04 Kasım, 2005

türk insanının atasözü gibi bellediği bu söz, aslında bazı bazı korkutuyor beni. malum, heryere giderken akbil ve ben ikilisini oluşturarak gidiyoruz. öyle bir "alo" diyince kapımızın önünde bitiveren arabalar da yok. bunun bir de alışverişe gidince poşet taşıyan kısmı var ki, o ayrı bir başlık konusu.

bazen, tüm istanbul halkı aynı anda dışarıya çıksa, neler olur gibisinden hayallere dalıyorum. hani bir de zıplasak; aslında çinle tahtarevalli oynar, katrina olusturur eseriz ama, onlar derin mevzular. benim mevzum ise, bayramalrda bedava hale gelen iett otobüsleriyle alakalı. nitekim bu sayede, benim "tüm istanbul halkını dışarı çıkartan" hayalimin %50'lik kısmı vücuda geliyor; istanbul halkı; bayram ziyaretine giden ve bayram ziyareti için evde bekleyen olmak üzere ikiye ayrılıyor. (p<0.05)

en az 6 milyon insan sokaklarda ve çoğunlukla toplu taşıma araçlarındayken de, inanır mısınız hiç dışarı çıkasım gelmiyor. ( ben inanırım. ben de!) yarın, uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla buluşacağım ve gece gece afakanlar bastı, en "rahat" ulaşım çözümlerini gözönünden geçirirken. acaba siper alıp, ziyaret için evde bekleyen mangasına mı katılsam ne?

6 Yorum 6 Yorum  | 14 Ekim, 2005

iett'nin cinliği bizi bir kez daha yanılttı. Ne kadar çok, o kadar az! yazısından sonra gelen emaillerin büyük bir çoğunluğu bu uygulamanın aslında böyle olmadığını kanıtlar nitelikteydi.

İskonto hakkı aynı Akbil ile aynı araçta 15 dakika içerisinde en fazla 2 yolculuk için geçerli olacak.


yorumu sizlere bırakıyorum..

2 Yorum 2 Yorum  | 04 Ekim, 2005

Efendime söyleyeyim, malumunuz tüm sene okulda sürünüp, tüm yazını bütünlemelerle telef eden ey Türk gençliği artık okulların açılmasını umursamamakta, umarsızca ve şuursuzca “nerede ne etkinlik var kardeş?” şeklinde önündekilerin omuzlarını tıktıklar moda geçmektedir.

Bu “ne oldum” hatta “nasıl geçtim sınıfı” delisi insanlara örnek teşkil eder halde, altımda “şekil-1-a” ibaremle dolanırken “evet” dedim, “neden olmasın”. Güzel de filmler seçtim hani, “Bir gün de çıkar Bienal’e giderim artık oh oh enstalasyon enstalasyon!” şeklinde kendi çapımda eğlenir ve 2 ekim Pazar sabahı 11:00’e bilet alırken (Sizi külfetten kurtarayım. O matinede Charles Bukowski’nin Factotum’undan uyarlama filmimiz mevcuttu) ben ince hesapları yapmayı unutmuştum. Zira ince hesap kotamı, barajları geçmem için gerekli notları hesaplama sırasında doldurmuştum.

İnce hesaplar aslında pek kocamandı da görememiştik. Mesela, o gün “halk koşusu” yapılacaktı! Birinci köprü kapatılacaktı! Taksime gidişler durdurulacaktı! Ben de Anadolu yakasında iskan etmekteydim ve otobüse bindiğim zaman, araç ikinci köprüye doğru yönelenene kadar uyanamamıştım.

Bundan sonrasını, “Boğaz Turu” şeklinde ikinci bir başlıkla anlatmayı isterdi gönlüm zira, görülmedik ne Anadolu kavakları kaldı, ne Rumeli hisarı, ne Bebek, ne Levent ne hede ne hödö. (Otobüste ayakta olduğumu ve bu sırada en kısa süre içinde varis çorabı almaya karar verdiğimi ve sonra karar verdiğim birçok şey gibi onu da otobüsten inene kadar unuttuğumu ve bu sebeple bir türlü beklediğim devrimi gerçekleştiremediğimi de belirteyim. Parantez koyalım.)

Bu aşamadan sonrası için de “maraton” başlığını uygun görüyorum. Zira, İnönü stadından itibaren maratoncularla birlikte koştuk. Hatta gönül isterdi ki, o su boşaltan tankerin orada, suyun altına geçir kafayı, sonra git madalyayla tişört de al gel. Tabi bunu yapmak yerine, “ilk hedefin Emek Sineması, ileri!” şeklinde kendime ata yadigarı bir komut vererek, kâh uçarak, kâh eserek sinemaya ulaştık. Hatta arkadaşım hızını alamayıp bana çarpınca ufaktan da bir spor yaralanması geçiriyorduk. Geçirmedik. Bunun yerine yarı boş salonda Factotum’u izleyerek “ayh bacaklarım” diye diz döverek vakit geçirdik. Güzel de yağmur yağıyordu dışarıda. (Böyle de pastoral bir nokta koyalım yazıya.)

7 Yorum 7 Yorum  | 03 Ekim, 2005

Her ne kadar televizyonla alakam olmasa da, peder ve valideden kalma, elektrikler kesilince saat ayarı bozulan, kırmızı renkli ve hiç kapanmadığı için ancak sesini kısıp-açarak idare ettiğim Sanyo radyomdan duyduğum reklamları size taşıyor değilim. (Bu cümleyi özne-nesne-yüklemine ayırınız.)

Bizim IETT’ye değil, IETT’nin bize binmek suretiyle gerçekleştirdiği yeni tarife hasebiyle, ben dahil birçok insan dolmuş ve benzeri alternatiflere yönelmişti. Evet, buraya kadar hatırlatmamızı gerçekleştirdikten sonra bu bölümde neler olacak kısaca bir göz atalım.

Akbil dolum gişesi önünde bir kuyruk oluşacak ve duvara bir afiş asılacak. Afişte bir seferde ne kadar çok yüklersen, o kadar az ödeyerek yolculuk yapacağın yazacak. Bunun üzerine mümkün olduğunca çok para yükleyen kuyruk insanı uzunca bir süre kuyruğa girmeyecek, bu sayede gişe memuru da normale oranla daha rahata erecekti.

Yeni uygulamayı otobüslerin ön-arka sağ-sol ve köşe-bucak gibi yerlerindeki afişlerde görebilirsiniz. Ben sadece “30 ytl yükleyen 66 kuruşa gidiyormuş, yürrü be! Daha doğrusu yürümee..!” diyerek desteğimi gösteriyorum.

1 Yorum 1 Yorum  | 26 Eylül, 2005

hürriyet gazetesi ekonomi sayfası yazar şükrü kızılot "Ne olacak bu taksicilerin hali" başlıklı bir yazı yazmış.

Taksici esnafın, yıllardır haklı bir talebi var. ‘ÖTV ve KDV
alınmasın, biz de taksileri yenileyelim’
diyorlar.

Bu yenilemeden, sadece taksiciler değil, herkes kazançlı çıkacak.

Taksiciler: Can güvenliği sorunu kalkacak, araçları sık sık bozulmayacak, taksi şoförü sıcakta pişmeyecek, soğuktan titremeyecek. Yerli ve yabancı müşteriye daha iyi hizmet verilecek.

Müşteriler: Daha iyi bir taksiye binecek. Sıcaktan ve soğuktan, olumsuz yönde etkilenmeyecek.

Ekonomi: Kazançlı çıkacak. Onbinlerce araç satılacak. Yenilenen araçlar nedeniyle, ilave 37 milyon YTL Motorlu Taşıtlar Vergisi geliri olacak. Otomobil üretici ve satıcıları, kazanç sağlayacak ve vergi ödeyecek. Ülke, hurda otomobillerden kurtulacak. Kaza riski azalacak.
çok ütopik gözükmüyor değil mi? ab furyası sonrasında yeni bir yasa önerisi ile belki yeni taksilerimize kavuşabiliriz.

ne olacak bu taksicilerin hali haberinin devamını göster/gizle
TAKSİCİLİK zor iş. Çoğu, akşama kadar direksiyon sallayıp, karnını zor doyuruyor. Her an bir kaza ya da bir olayla hatta ölümle karşı karşıyalar.

Bazı semtlere müşteri çıktığında, gitmekten korkuyorlar. Nasıl korkmasınlar, 20-30 YTL’sini alabilmek için, taksicileri öldürdüklerini sık sık okuyoruz. Genel tablo bu... Bazı istisnaları olabilir ama istisnalar kuralları bozmaz.

Yabancı ülkelerde taksicilerin durumu son derece iyi. İngiltere’de, şoför ile müşteri arasında, camdan zırhlı bir bölme var. Taksicilerin aylık geliri de 5-6 bin sterlin (yaklaşık 13-15 bin YTL) civarında. Geçenlerde, İtalya Como’da tanık oldum. Como’dan havaalanına gidiş 50 Euro ise, boş dönüş ücretini de talep edip, 100 Euro istiyorlar. Como’dan 20 kilometre uzakta Dream Otel var, oraya giderken de yine gidiş-dönüş ücreti alıyorlar. Dream Otel’de taksi bekliyordum. Bir taksi geldi, yanında da bayan arkadaşı. Meğer otelde kalmaya gelmişler... Şöyle bir baktım ve içimden ‘Helal olsun’ dedim. Bizim taksiciler bunu hayal bile edemezler...

YENİLEME SORUNU

Taksici esnafın, yıllardır haklı bir talebi var. ‘ÖTV ve KDV alınmasın, biz de taksileri yenileyelim’ diyorlar.

Bu yenilemeden, sadece taksiciler değil, herkes kazançlı çıkacak.

Taksiciler: Can güvenliği sorunu kalkacak, araçları sık sık bozulmayacak, taksi şoförü sıcakta pişmeyecek, soğuktan titremeyecek. Yerli ve yabancı müşteriye daha iyi hizmet verilecek.

Müşteriler: Daha iyi bir taksiye binecek. Sıcaktan ve soğuktan, olumsuz yönde etkilenmeyecek.

Ekonomi: Kazançlı çıkacak. Onbinlerce araç satılacak. Yenilenen araçlar nedeniyle, ilave 37 milyon YTL Motorlu Taşıtlar Vergisi geliri olacak. Otomobil üretici ve satıcıları, kazanç sağlayacak ve vergi ödeyecek. Ülke, hurda otomobillerden kurtulacak. Kaza riski azalacak.

KİM NE DİYOR?

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) bu konuda, bir kampanya başlatmış ve Maliye Bakanlığı’na başvurmuştu. Nisan ayı ortasında da Başbakan, Ankara Hilton Oteli’nin önünde, Billur Taksi Durağı’nda taksicilerin dertlerini dinlemiş ve onlara ‘Taksici esnafa elimizden gelen yardımı esirgemeyeceğiz’ demişti. Aradan aylar geçti, ‘Gelişmeler ne yönde?’ diye merak edip, araştırdım. Bursa Milletvekili Kemal Dağ ile 32 milletvekilinin ‘Ticari Taksilerde Yenileme Yapılması ve Araç Sahiplerinden Bir Kereye Mahsus ÖTV Alınmaması ve KDV Oranlarında İndirim Yapılması’ hakkında yasa teklifi ile TESK’in önerisine destek verdiklerini tespit ettim.

Ardından, Maliye Bakanlığı’nda bu konuda kapsamlı bir toplantı yapıldı.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı, yasa teklifi için ‘olumlu görüş’ bildirdiler.

Hazine Müsteşarlığı ve DPT; faiz dışı fazla hedefini olumsuz etkileyeceği, gelir kaybı olacağı ve kamu finansmanı açısından olumsuz etki yapacağı gerekçesiyle, ‘olumsuz görüş’ bildirdiler.

Maliye Bakanlığı da gelir kaybının telafisi gerektiği bunun da taksimetre takılacak olan yazar kasalar sayesinde, bu alandaki kayıtdışılığın önlenmesi ile kapatılabileceğini belirtti.

Görüşler Başbakanlığa iletildi. Şimdi top, Başbakan’da...

SEN NEYMİŞSİN BE ABİ...

Taksiciler, Hazine Müsteşarlığı ile DPT’nin, ticari taksilerin yenilenmesi olayının;

Faiz dışı fazla hedefini olumsuz etkileyeceği, Gelir kaybı olacağı, Kamu finansmanı açısından olumsuz etki yapacağı gibi sonuçlar doğuracağını okuyunca, herhalde hayrete düşüp birbirlerine ‘Sen neymişsin be abi’ diyeceklerdir.

Beyler bırakın bu tür gerçek dışı iddiaları. Taksiciler, parasıyla taksilerini değiştirecekler. Sadece ÖTV ve KDV alınmayacak, olay bu... ‘Neredeyse memleket batar’ diyeceksiniz. Bu ülke 30-40 bin ticari taksinin ÖTV ve KDV’si alınmayınca batacaksa, zaten batmıştır!..

(kaynak: hürriyet)

3 Yorum 3 Yorum  | 18 Eylül, 2005

şüphesiz ki internetin en ünlü türk'ünü sorsanız cevap olarak çoğu insan mahir (mahir çağrı) adını verir. yarım yamalak ingilizcesi ile alabildiği en güzel domain adını seçen ve bir zamanlar ünlü bir mim olan mahir'in adı bu günlerde hep bir gülümseme ile anılıyor.

peki ikinci türk? hakkında discovery channel'de belgesel bile yapılmış ihsan aknur. google'da the best taxi driver'ın cevabı, taksici camiasının tek siber yıldızı.

aslında ikisinin de çıkışı yamuk ingilizcelerinden kaynaklanıyor, ama ihsan bey ingilizcesini geliştiriyor, hatta site bile açıyor. ingilizce dışında onlarca dilde yayın yapan ihsan bey'in sitesinde kendisi, sitesi hakkında basında çıkan küpürler, istanbul ve türkiye var.

sultanahmet'e yolunuz düşerse eğer gözünüz 34 tjs 95 plakasında olsun..