1 Yorum 1 Yorum  | 26 Ağustos, 2005

Efendim, bugün misafir sanatçıyız... Ve siz anlatacağımız öykü, Bozcaada üzerinedir...

(...)
Bozcaada, Lozan Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılmış iki Ege adasından biridir. Pek kimse bilmez -ya da bilmek işlerine gelmez- ama Lozan Atlaşması’na göre, Gökçeada ile birlikte Türkiye’nin “özerk yönetime sahip” tek bölgesidir burası! Lozan Antlaşması’nın 14. maddesi, idari ve güvenlik politikalarında bu adalara özerklik (otonomi) verilmesi hükümlülüğü getirmekteydi. Hatta Lozan Antlaşması her iki adadaki Rum nüfusun yerel yönetimde birer temsilci bulundurmasını kayıt altına almıştı...
Lozan’a imzasını koyan ülkelerin ayaklar altına aldığı pek çok madde gibi bu madde de uygulanmadı...

Her neyse, konumuz “Bozcaada ve ulaşım” olduğuna göre, “bir adalı” olarak anılarımı anlatmam gerekiyor.

1980’li yıllara değin adanın tek ulaşım aracı, Yakar Kaptan’dır. Nur içinde yatsın, Yakar Kaptan ben diyeyim 100, siz deyin 150 kiloluk dev gibi bir adamdı... Vücuduna orantısız bir şekilde, küçük takası ise bir seferde en fazla 4 araba ve 30 yolcu taşırdı. Yok, aceleniz varsa, adaya “dört buçukuncu” araba olarak da gidebilirdiniz elbette... Arabanızın yarısı teknede diğer yarısı ise kapağın üzerinde adaya geçerdiniz. Rivayetler muhtelif ama, Yakar Kaptan’ın en azından bir arabayı “suya düşürdüğü”, adada gülerek anlatılır...

Adanın makûs talihi, 1983’te Mustafa Kâmil Zorti Paşa’nın elinde bastonu ve çakmak çakmak bakan gözleri ile çıktığı “yurt gezileri”nden birinde değişir:

- Evladım, niçün bu adanın etrafı su ile çevrili?

(...)
Netçe itibariyle adaya yeni bir araba vapurunun alınmasına karar verilir. “Yeni” dediğime bakmayın, alına alına İngiltere’nin Normandiya çıkartmasında kullandığı, 1938 yapımı, bazı kurşun deliği izlerinin hâlâ göründüğü, “iki enkaz” alınır: Arıburnu ve Ezine.

Bu araba vapurlarının kapasitesiyse sadece 23 arabaydı. Eylül ayında bağbozumu zamanı geldiğinde, bu rakam otomatikman “6 kamyon+allah ne verdiyse”ye dönüşürdü. Dalından koparılmış üzümün beklememesi lazımdır, çünkü beklediği her saat “bam değeri” denilen bir ekşilik/tatlılık ölçüsü vardır, düşer. Bam değeri düştükçe üzüme Tekel fabrikasının vereceği fiyat da düşer. Siz isterseniz iki gün öncesinden sıraya girin, bağbozumundan gelen bir kamyon varsa, sıra direk ona geçerdi.

Bu arada, metal yorgunluğunun “en üst level”ın çoktan aşıldığının en önemli göstergesine sahipti bu gemiler... Sıkı fırtınalarda bu güzelim “araba vapurları” sadece öne-arkaya ve sağa-sola sallanmaz; araba vapurunun kıçı ve başı birbirinden bağımsız olarak yalpalayarak, yolcularına unutulmaz bir deneyim yaşatırlardı!

Yakar Kaptan’ın bir fırtınada motorlarının bozulup, yolcularıyla beraber Midilli’ye düşmesinin öyküsünü ise bir başka sefere anlatırız artık...

Ali Işıngör
Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi
(tag bulutu)

Not: Mustafa Kamil Zorti Paşa’nın kim olduğunu bilmeyenlere hemen bir hatırlatma yapalım. Kendisi şimdilerde resim yapıyor. En unutulmaz demeciyse şuydu:

“Bilgisayar lisanlarında hata manasına gelen error kelimesi kullanılıyor. Terör kelimesi de bu kökten geliyor. Hata, gaf, kötülük manasına geliyor. Terör demek; error demek. Hata demek...”

4 Yorum 4 Yorum  | 23 Ağustos, 2005



kendimi üç aylık sakatlıktan sonra derbi maçında sahaya çıkmış bir futbolcu gibi hissettiren. benim gibi düşünmeyen yaşlı teyzeleri ise çim kokulu bir yolculuğa çıkaran 58n (fatih sultanmehmet-karaköy) otobüsü sonra zamanlarda gördüğüm en iyi modifiyeli
modifiye araba modifiyeli arabalar
otobüs.

yerlerin tamamı çim kaplı, halı sahalarda gördüğümüz kaliteli çimlerden. ambiyansı bozmamak için yerlere serpilmiş bir kaç çalı da vardı ama o imajlar kötü çıktı. ne dersiniz çok yaratıcı değil mi?

not: plakası 34 ap 8329. sakın kaçırmayın!

3 Yorum 3 Yorum  | 22 Ağustos, 2005

Sizi bilemem ama, sınıfta kalmakla geçmek arasındaki ince çizgi üzerinde yürürken, beni çalışma masasından kaldırabilecek tek şey bir adet F-1 kombine bilet idi. Biletin geldiği cuma akşamı, tüm evi 1:25:27 ile turladım, 80 kiloluk pederi havaya kaldırdım, dizlerimin üstünde mutfak boyunca kaydım ve aklımdan “keşke Universiad’a da katılsaydım” diye geçirdim. Bunların hepsi “ağuaaaa” diye bağırışım boyunca gerçekleşti. Sesimin ne kadar güzel olduğunu farkedip bir kere daha sevindim.

Ertesi gün, evden çıktığımda, yazın başından beri uyandığım saatlerin hepsinden daha öndeydim. Koltuk altıma sıkıştırdığım ve az sonra Kadıköy’den, “Formula-1 Alanına Gider” yazan, biletimi gösterip bedava bindiğim ve kendisini Schumacher biraderlerin kayıp üçüncü kardeşi zanneden IETT şoförünün zıplata zıplata götürdüğü yeşil Mercedes otobüste açıp okuduğum gazetemde Jenson Button’ın “İstanbul’da kendime şoför tutuyorum. Çünkü herkes pilot burada. Pistte M.Schumacher’le 320 kmh ile giderken yarışmak kolay ama mesai bitiminde Boğaz köprüsünden geçmek mi? Ah hayır!” sözlerini okurken, evden erken çıkmakla akıllılık ettiğimi düşünüyordum.

Viraj 8’in hemen arkasında oturduğum için tanıklık ettiğim pist dışına çıkışlardan bahsetmeyeceğim, zaten basın-yayın kuruluşları yeterince bahsettiler. (Hatta Sertab Erener’in millî marşı yanlış söylemesinden bahsetmedikleri kadar çok bahsettiler...) Asıl olay, alan içine giremeyen arabalardaydı. Seedingler (sıralama turları) sonrasında tekrar otobüsüme binip geri dönerken, henüz alana ulaşmaya çalışan arabalar vardı.

Pazar günü, yarış 15.00’te başlayacak olmasına rağmen evden 10.00’da çıktım. Yine toplu taşımayı kullandım. Toplu taşımanın bir diğer güzelliği de, hangi ülkeden gelmiş olurlarsa olsunlar, hangi takımı tutarlarsa tutsunlar, herkesin inanılmaz içiçe olması. Yo, hayır, ayakta giden kimse yoktu. Zaten otobüsler 5 dk da bir kalkıyordu. Ama fotoğraf makinalarını uzatıp “Fotoğrafımızı çeker misin?” diyenler, elinizdeki gazeteyi kucağınıza indirdiğinizde, “Bakabilir miyim?” diyenler, yakışıklı İtalyan erkekleri, güzel Finli hatunlar... Derken saat 12:00 de Speedpark'ta tribünde otururken buldum kendimi. Bu defa, tribüne gitmek için, pist misali, saatin ters yönünde dönen “Ring Service” otobüslerine binmeyi tercih etmedim. Çünkü bu otobüslere binildiğinde önce VIP Otopark’ına uğramamız gerekiyordu ve Padock Club üyeleri, Türkiye’nin medyatik kimseleri, biletlere 1300-1900 euro arasında para ödemiş kişilerin arabaları kadar kıymetlisini göremezsiniz. Hepsi arabasını parketmeden önce, pist çevresindeki trafiği tıkamaya bizzat özen gösteriyorlardı. İşte bu sebeple, pazar günü ne yaptım; yürüdüm! Hafif yağmur yağdığı için henüz peyzajı tam oturmamış pist kenarında çamurlarla da biraz akraba olduk ama olsundu...

Saat 12:00’de tribüne oturduğumda trafik denilen kelime, sadece önümde 10 tur atan Seat Cup arabaları arasındaki yakınlaşmalar için kullanılabilirdi. Pist çevresindeki ringde biraz yoğunlaşma vardı ama VIP üyeleri ve toplu taşıma için ayrılan iki yol haricinde kalan üç yolda da trafik yoktu. Tribünün biraz yüksekçe bir yerinde oturuyor olmamın avantajıyla tâli yolları bile görebiliyordum. Saat 13:00’te (yani yarışa iki saat kala) trafik oluşmaya başladı. İşte bu trafik saat 17:00’de, yani F-1 GP’si bitip, şampanya töreni yapıldıktan sonra bile devam edecekti.

Aklıma, yanlış olmasın, ya iki ya üç sene önceki İngiltere Granprix’si geldi. Okay Karacan, NTV adına Silverstone’a gönderilmişti ancak 7 saat boyunca trafikte kaldığı için, yarışın ilk 10 turunu, Serra Demirkol, İstanbul stüdyosundan ekrandan anlatmak zorunda kalmıştı. Zaten GP alanlarına gidişin her zaman meşakkatli olduğunu bildiklerinden olacak, İngilizler, en erkenci olanlardı. Ben tribüne ayak bastığımda, oldukça kalabalık bir İngiliz grubu, üçüncü biralarını felan yuvarlıyorlardı.

Bunca uzattığım lafın kısası şudur; yarışın başlamasına birkaç saat önce yola çıkanlar (yani 2 saatlik mesafede olanlar için, GP’den ancak 3-4 saat önce evden çıkanlar) muhtemelen, gazete okumuyorlardı ve birgün önceki seedinglerde, ki seedinglere her zaman yarıştan daha az seyirci gelir, oluşan kuyruklarla alakalı hiçbir haber de izlememişlerdi. Belki yarışa yetişebilmek için araçlarını köşeye çekip koşmaya başladıklarında kendilerine uzatılan mikrofona “bu ne rezalet!” derkenki kaş çatıklıklarını görmek amacıyla o akşam izlemişlerdir, bilinmez.

Ayrıca; toplu taşıma, sen çok yaşa!

0 Yorum 0 Yorum  | 21 Ağustos, 2005

bosfor savaşı'ndan elli billah sonrası..

o zamanlar hayatımızda gameshow vardı, sihir vardı, frp ve magic vardı. her küçük çocuk gibi hayatımızı sabahtan akşama kadar sensible oynayıp, joystick kırmak üzerine kurmuştuk.

gameshow vardı demiştim di mi? bir de level vardı. a4 formatında az sayıda kağıda çıkan bu dergi ilk başta yeni alınan pc'ye demo oyun yüklemek için kullanılıyordu. ta ki lale savaşçıları "istanbul efsaneleri"'nin tam sürümünü verene kadar. (sonra da başka bir işe yaradığını görmedim ben level dergisinin)

lale savaşçıları, ilk olarak 1994 yılında siliconworx tarafından amiga platformu için hazırlanmış bir bilgisayar oyunu. oyun daha sonra siliconworx ve compuphiliacs iş birliği ile pc platformuna aktarılmış ve 1996 yılında raks new media prodüksiyonu ile piyasaya çıkmış. siliconworx'un ilk oyunu ise umut tarlaları

oyun günümüz istanbul’undan büyük bir tesadüf sonucu istanbul efsaneleri hayali dünyasına geçen 4 kafadarın başından geçen traji-komik, hemi de fantastik öyküleri anlatır. otoparka kaçan toplarını almak için burunlarını soktukları olaylar, lalelerimizi hiç beklemedikleri, ilgilenmedikleri ve başlarını çok ağrıtacak dev bir kahramanlık öyküsünün başrolüne oturtuverir. onlar, o adsız, o mütevazı, o “cesuryürek” laleler, çaresiz istanbul’u bağnazlığın karanlık pençesine düşürmek üzere olan “şeyh cehalet”in önüne çıkacak kadar salak son kahraman demeti olacaklardır.

bu aralar siliconworx lale savaşçılarını tekrar piyasa sürmüş. cd gerektirmeyen bittorrent ile indirilebilen şekilde. kaçırmayın!

(via: ömer sinan)

1 Yorum 1 Yorum  | 20 Ağustos, 2005

Vatandaş için kolaylık, otobüs şoförleri için ek gelir kapısı olan otobüste akbil satışı uygulaması, kazalara neden olduğu gerekçesiyle İETT tarafından bitirildi.
3 yıllık özlemim en sonunda bitti, artık tekrar otobüslerde fazla bilet isteyen kızlara aşık olabilirim :)

  Şoförden al Akbil'i uygulamasına son haberinin devamını göster/gizle
İETT şoförlerini 'akbil' bayisi haline getiren 'şoförden al akbili' uygulamasına otobüs sürücüsünün dikkatinin dağılmasına neden olduğu ve kazalarda artış meydana geldiği gerekçesiyle son verildi. Vatandaşın bilet almak zorunda kalmadığı için rağbet ettiği, hukuki hiç bir alt yapısı olmayan uygulamanın kaldırılmasıyla, İETT şoförleri ayda 100 ila 150 milyon lira arasında değişen ek gelirden oldu. İETT otobüslerinde görev yapan şoförlere verilen akbiller vatandaşa para karşılığında kullandırıyorlardı. Vatandaşlardan normal bilet ücretini alan otobüs sürücüleri de buradan ek bir gelir elde ediyordu. Ancak uygulama, para alışverişi yapmak zorunda kalan şoförlerin dikkatinin dağılmasına ve ufak çaplı kazalarda artış yaşanmasına neden oldu.

3 Yıldır Sürüyordu

Vatandaşlardan gelen yoğun şikayetleri dikkate alan İETT Genel Müdürlüğü, 3 yıldır göz yumduğu uygulamaya ani bir kararla son verdi. 'Şoförden al akbili' uygulamasının kurum kararı olmadan başladığına dikkat çeken İETT yetkilileri, uygulamanın yolcu ve araç güvenliğinin yanı sıra sürüş emniyeti açısından da tehlike yarattığını belirterek, "Para alma, para bozma ve akbil basma işlemleri sırasında yolcu ile şoför arasında tartışmalar yaşanıyordu. Otobüse binişlerde sıkışıklıklar meydana geliyor, uygulama sırasında şoförün dikkati dağılıyordu. Bu yüzden özellikle son bir yılda otobüs kazalarında artış yaşandı. Gelen yoğun şikayetler üzerine, uygulamaya son verdik. Bundan sonra halkımız eskisi gibi bilet ya da akbillerini satış gişelerinden temin edecek" dediler.

(kaynak: sabah)

0 Yorum 0 Yorum  | 19 Ağustos, 2005

/ eğer haliç’e bir arabanın içinden ve ‘saatte kırk kilometre’nin üzerinde bakıyorsanız; varolan hız, köprünün parmaklılarının ardında kalan mavi’yi kahverengi’ye, eğer ‘yetmiş kilometre’nin üzerinde bakıyorsanız da gri’ye çevirir.. /

trafik açık..

-: “e, bayağı temizlemişler bu haliç ha..”

adam başını, parmaklıkların arkasında kalan haliç’e çevirip onaylıyor;

ş: “e, bunlar temizlediler abi tabii..”
-: “kimler?..”
ş: “e, akp abi..”

/ bir belediye ve bir proje sözkonusu olduğunda, “dokuz.voltluk” bir retorik devreye girer: “bir işi bitiren/sonlandıran, işin tamamını yapan; yani sahibi’dir de aynı zamanda”.. bu bazen haliç’in temizlenmesi olur, bazen bir metro’nun tamamlanması, bazen de bir köprü, ya da doğalgaz.. /

-: “e, dalan başlatmamış mıydı bu işi..”
ş: "e, başlattı da ne oldu be abi, adamlar yaptılar işte.. işi bilene vereceksin zaten..”
-: “sözen falan da temizlemişti biraz sanki..”
ş: “sözen mi? Ha sözen de vardı değil mi? ama yok abi onlar bir şey yapmadılar.. yapsalardı yaparlardı zamanında. bunlar alttan boruyla çektiler pisliği, bitirdiler işi..”

0 Yorum 0 Yorum  | 

'de technorati aracılığı ile dolaşırken farkettiğim şeylerden bir tanesi insanların düşündüğümden daha fazla hikayesine sahip olması.

bu yazıların içinde kendime en yakın bulduklarımın;
de ilk defa, pistinde yapılacak ları hakkında diğer blog yazarlarının neler düşündüğünü linkleri takip ederek öğrenmeniz mümkün.

0 Yorum 0 Yorum  | 18 Ağustos, 2005

bu dialog,
tanık'ın, tanıklık halininin sözkonusu olmayacağı/olamayacağı (risk taşımadığı) durumlarda, ne kadar rahat yalan söylenebileceğine (yozlaşmaya) bir örnektir. (ve gerçektir)..

şoför: (müşteriye) ne tarafa?

müşteri: levent.

(bu sırada şoförün telefonu çalar, şoför açar.)

şoför: (telefona) güngören'deyim. müşteri var evet. (.es) topkapı tarafına.

javascript:void(0)

0 Yorum 0 Yorum  | 

1863, 1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü 27 Nisan 1912'de açılan son köprü, 16 Mayıs 1992'de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat-Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy-Eminönü arasındaki eski köprü yerine modern (!) bir köprü yapıldı.

(kaynak: Jack Delon, Boğaziçi Gezi Rehberi, İstanbul 2000, s.10-14)
technorati'de hakkında yazılanları okurken dikkatimi çeken googlesightseeing; google maps veya google earth kullanarak dünyayı gezen ve daha sonra ise bunları mimleyen bir blog. sitede "broken bridge" başlığı ile yazılan yazı ise oldukça hayret uyandırıcı. her gün servisle önünden geçtiğim benim için çok normal gözüken eski galata köprüsü uzaydan meğerse parçalara ayrılmış bir köprü olarak gözüküyormuş.

galata köprüsü'nü google maps kullanarak görün
galata köprüsü'nü google earth kullanarak görün

  galata köprüsü hakkında daha fazla bilgi göster/gizle
Tarih boyunca Haliç'in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I.Jüstinianus (6.yüzyıl) devrinde yapıldığını, adının Aghios Khalinikos Köprüsü olduğunu yazarlar. Yeri tam olarak bilinmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün Eyüp-Sütlüce arasında olması ihtimali yüksektir. Fatih Sultan Mehmet de İstanbul kuşatması sırasında Haliç'e bir köprü yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü Ayvansaray-Kasımpaşa arasındaymış. Nişancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve kirişlerle birbirine bağlanmış gemilerden oluştuğunu söyler.

Galata Köprüsü için ilk girişim II.Beyazıt Dönemi'nde yapıldı; Leonardo da Vinci, Padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sundu. Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkansız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı. Köprüye Cisr-i Cedid, Valide Köprüsü, Yeni Köprü, Büyük Köprü, Yeni Cami Köprüsü, Güvercinli Köprü adları takılmıştı; günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilinmektedir.

0 Yorum 0 Yorum  | 17 Ağustos, 2005

ister dialog, ister monolog; yol (biraz) uzunsa, sessiz süren bir yolculuk olası değildir, (asla..)

akp’li kültür bakanının, otopark yapacağı akm’nin (atatürk kültür merkezi) önünden, “onmilyon’a bakırköy’e atar mısın” süreci, “ne yazarsa ikimilyon eksiğini alırım”la karşılık bulup, şekilden şekile giriyor.. bir “yirmiikiden aşağı yazmaz abi” oluyor, bir “geçen gün onbeşmilyona gittik“ oluyor, derken onbeşmilyonda babam da, ben de, taksici de hemfikir oluyor, pazarlık bitiyor, yolculuk başlıyor..

ikiyüz (bilemedin) üçyüz metre sonra..

şoför, “abi geçen gün sizin oturduğunuz yerde (arka koltuğu kastediyor) iki avukat oturuyordu.. yol uzun, trafik var, ben de kulak misafiri oldum.. neyse abi, adam ellibin dolar maaş alıyormuş ya. {.es} ellibin dolar! var mı böyle bir maaş abi ya..”

ekonomi bakanından, taksi şoförüne.. ‘yoksatar’ şarkıçılardan, ‘simit satarlar’a herkesin dilinden eksik etmediği, şu “var mı böyle bir şey”le başlayan, hayatı sorgulama(!) cümlesine ve ekürisi, “yok böyle bir şey” önermesine(!) “bayılıyorum”..

“varmış demek ki..” diyorum..

“valla varmış abi.. adama dedim ki, abi ben beşyüzmilyon için dokuz takla atıyorum valla, o nasıl bir para ya..” .es vermeden ekliyor, “adam gülüyor bir de..” diyor taklayı duyunca, ama kendi de gülüyor, attığı taklaya/taklalara.. “yanındaki de, onyedibin euro alıyormuş abi!..”

babam ilgisiz/isteksiz soruyor, “ne kadar ediyor onyedibin euro..” yanıt net; “nereden baksan, lüks araba parası işte abi..” vites değiştirirken gülüyor.. tekrar, ellibin dolar maaş alan adam’a atıyor vitesi, “her ay ellibin dolara ne diyorsun abi..” babam, çoktan bunalmış, adamı ‘duymaz olmuş’, aklı arabanın da, arabaların da dışında.. şoförü sadece babama bırakmak, haksızlık olur.. bozduğum sessizliğe babam da, adam da gülüyor; “o parayı sayana kadar, ay başı gelir zaten..”

espri, konuya belli bir etki yapmış olmalı ki, gülüşü, değiştirdiği takla sayısıyla yeniden şekilleniyor, “ben dokuz değil elli takla atıyorum valla abi ya beşyüzmilyon için.. şu sıcakta günde ondört saat çalışıyorum şerefsizim..” diyor.. ama yine de gülmeye devam ediyor.. öyle ya, asgari ücrete, dörtyüzmilyon’a otuz gün gidip/geliyor da, gülmeyi unutmuyor insanlar nasılsa..

“kader işte abi n’apacaksın.. kimine ellibin dolar, kimine beşyüzmilyon işte..” diyip, vitesi düşürüyor..

babam “demek ki onların sevabı seninkilerden fazla” deyince.. “valla orasını bilemem ama ne para be abi değil mi ellibindolar..”

uzayan gülüşü, hayranlığa dönüşüyor ve konu dönmeden/dolaşmadan yine oraya geliyor; “vay be abi.. adam, her ay alıyor bu parayı..” dikiz aynasında gözgöze geliyoruz, bir söz bekliyor.. onun lafını, onun yüzüne tamamlıyorum, “hem de hiç takla atmadan..” gülüyor, susuyor ve sonra sanki superman’den bahsediyor; “adama bak sen ya! her ay ellibin dolar maaş alıyor.. Hem de hiç takla atmadan”, “uçuyor” diye uzatıyorum cümlesini.. sadece o gülüyor..

2 Yorum 2 Yorum  | 16 Ağustos, 2005

bünyesel: taksimetre.blogspot hakkında bir şeyler yazarken,
sosyal sorumluluk: kampanyalar, konserler ve etkinlikler hakkında yazarken,
taksimetre: klasik blog formatındaki yazılar yazarken,
haber-yorum: çeşitli haber kaynaklarından derlediğim ve yorumlarımı iliştirdiğim yazıları yazarken,
dosya: bir konu etrafında yazılmış yarı-akademik yazılar yazarken;

taglerin arkaplan rengi yukardakiler gibi değişecek. böylece sizin de yazıları anlamlandırmanız bir parça daha kolaylaşacak. umarım kolayca alışırsınız.

0 Yorum 0 Yorum  | 

beşiktaş belediyesi, beşiktaş-kuruçeşme hattındaki sahil trafiğini azaltmak için projeler geliştiriyor. başkan ismail ünal'ın önerilerinden biri de ortaköy trafiğini "tek yön"e çevirmek...
ismail ünal'ın son zamanlarda yaptığı en büyük ataklardan bir tanesi, eğer başarılı olur ve akıcılığı sağlarsa en az bir seçim daha garantiliyebilir. hangi birimiz boğucu ortaköy trafiğini görüp vazgeçmiyoruz ki gitmekten?

  ortaköy trafiğine "tek yön" çözüm haberinin devamını göster/gizle
beşiktaş belediyesi beşiktaş-kuruçeşme arasındaki trafik sorununa el attı. belediyeye ait otobüsler sahil yolunu kullanmadan ulaşımı rahatlatacak.

yazın istanbul genelinde trafik yoğunluğu azalır ama bazı güzergahlar vardır ki, buralarda tam tersi bir durum yaşanır. örneğin, beşiktaş'tan başlayıp kuruçeşme'ye kadar uzanan sahil yolunda yazın trafik tam bir çile halini alır. üstelik bu yoğunluk gecenin geç saatlerine kadar sürer. bu güzergahtaki trafik yoğunluğunu azaltmak için şimdiye pek bir şey yapılmadı. ana arter olduğu için büyükşehir belediyesi'nin görev sahasına girmesine rağmen beşiktaş belediyesi sonunda bu soruna el attı. beşiktaş belediye başkanı ismail ünal'ın aylar önce başlattığı bu bölgedeki trafik sorununa çözüm projesi, son şeklini almak üzere. ünal'ın kısa vadedeki çözüm projesi, beşiktaş'ın çeşitli yerlerinden sahildeki semtlere ulaşamı sağlayacak olan otobüs seferleri. bu otobüsler sahil yolunu kullanmayacak. etiler, levent, ulus gibi semtlerden ortaköy, kuruçeşme, bebek gibi semtlere sahil yolunu kullanmadan ulaşacak. yani trafik sahil boyunca değil, yukarıdan sahile doğru olacak. örneğin etiler, levent, ulus gibi semtlerden kalkan otobüsler dereboyu yolundan giderek arak ortaköy'ye veya bebek yokuşunu kullanarak bebek'e, ya da direkt arnavutköy'e inecek. buralardan da yine aynı yolla yukarıya çıkacak. ismail ünal, otomobili olmayan veya kullanmak istemeyen beşiktaşlıların sahile ulaşımını kolaylaştırmak, sahil yolundaki yoğunluktan onları kurtarmak ve biraz da trafik yoğunluğunu azatmak amacıyla geliştirdikleri poje hakkında şu bilgileri verdi: "beşiktaş deniz müzesi'nden aşiyan'a kadar uzanan 8.5 km uzunluğundaki istanbul'un en güzel sahil şeridi belediyemizin sınırları içinde yer alıyor. beşiktaş'ın yukarıdaki semtlerinden bu sahil şeride ulaşmak pek kolay değil. özellikle toplu taşıma araçlarıyla buralara gelmek için sahil yolundaki trafiği çekmek gerekiyor. bu yüzden vatandaşlarımızı yukarıdan sahile en kolay ve en ucuz nasıl indirebiliriz sorusundan yola çıkarak, bu projeyi geliştirdik. bunu istanbul'daki toplu taşımayı sağlayan iett'nin yapamayacağını anlayınca da biz elimizi taşın altına koyduk. beşiktaş belediyesi'ne ait otobüslerle bunu gerçekleştireceğiz. otobüslerin amortismanını, yakıt gideri ve personel maaşını karşılayacak şekilde bilet fiyatları belirleyeceğiz. yani biletler çok ucuz olacak. birkaç ay içinde yürürlüğe sokacağımız bu uygulama yaz kış devam edecek."

tek yön öneriyor

beşiktaş belediye başkanı ismail ünal'ın beşiktaş-kuruçeşme arasındaki trafik sorununu çözmek için bir başka fikri daha var; bölgede tek yön uygulaması yapıp ring seferleri düzenlemek. sahil yolundan tek yön akacak olan trafik barbaros bulvarı, dereboyu yolu, portakal yokuşu, bebek yokuşu, arnavutköy yokuşu'ndan yukarı çıkıp dönerek yine buralardan sahile inecek. ancak bu projeyi gerçekleştirecek olan büyükşehir belediyesi. çünkü onun yetki ve görev sahası içinde yer alıyor. ismail ünal, bunu da detaylandırıp büyükşehir belediyesi'ne önereceklerini söylüyor.

(kaynak: habertürk)

2 Yorum 2 Yorum  | 15 Ağustos, 2005

kötü haber:
"ned'in istediği şey imkansız olduğu için belki de bu kadar bizi heyecanlandıran, senelerce üzerinde vakit öldürdüğümüz, asfalt çalışmaları, halat kopmaları veya intiharları yüzünden sık sık gündeme gelen, istanbul ile ilgili her görselin mihenk taşı olan bir kült objeyi gökkuşağı renklerinin barındırdığı metaforlar ile birleştirmek çoğu devlet büyüğümüze belki uçarı gelse de son zamanlarda istanbuldaki heyecan verici gelişmelerden birisi bizim için..."
(kaynak: plasticwings)
plasticwings'in bu yazısını yazmasından bir yıl sonra ise william brown ve gilbert robert'in proje mimarlığını yaptığı, 1970 yılında yapılmaya başlanan ve 1974'de bitirilen boğaziçi köprüsü orijinal rengi olan açık griye boyanıyormuş.

iyi haber:

dünyaca ünlü tenisçi venus williams'ın gösteri maçı ile formula 1 pilotu david coulthard'ın geçişinin ardından boğaz köprüsü 5 trilyon lira harcanarak dünyaca ünlü asma köprüler gibi boydan boya aydınlatılacak. aydınlatma için köprü üzerine 2 bin özel projektör yerleştirilecek ve bilgisayarla kontrol edilecek aydınlatma sistemi ile köprüde renk, efekt ve animasyon gösterileri yapılacakmış.

bazı günler vapur ile kadıköy'den karaköy'e geçerken boğaziçi köprüsündeki ışıkların yetersizliğinden hep kötü bir şeyler olduğu hissine kapılırım. sanırım artık eğlenceli bir yolculuk olacak.

not: Philips 765 milyon Euro yatırarak Boğaz’ı renklendirmeye talip olmuş.

  Boğaziçi Köprüsü boyanıyor haberinin devamını göster/gizle
Boğaziçi Köprüsü, bakım onarım çalışmaları kapsamında orijinal rengi olan açık griye boyanıyor. Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, çevre yolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin onarım ve bakımı için 1992 yılında ihaleye çıkıldı. İhalenin keşif bedelinin bitmesi nedeniyle kurum, yaklaşık 3 ay önce köprüde yapılacak çalışmalar için ikinci kez ihaleye yaptı.

İhaleyi kazanan firma, şu ana kadar yapılan yüzde 45'lik işin kalan kısmını tamamlamak için başlattığı çalışmaları sürdürüyor.

Firma, yaz döneminde Boğaziçi Köprüsü'nün içindeki boyama çalışmalarına ara vererek, köprünün dış aksamını orijinal rengi olan açık gri renkte boyamaya başladı.

Yetkililer, boyama işlerinin tamamlanmasının ardından 2006 yılı içinde ışıklandırma için ihaleye çıkılacağını, ilk aşamada Boğaziçi Köprüsü'nün, daha sonra Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün ışıklandırılacağını bildirdiler.

(kaynak: arkitera)


  Boğaziçi Köprüsü ışıl ışıl olacak haberinin devamını göster/gizle
Türkiye dünya turizm devleriyle rekabet edebilmek için kültürel ve tarihi potansiyelini yeniden keşfediyor. Bu amaçla Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Boğaziçi Köprüsü yapımından 32 yıl sonra turizme kazandırılıyor.

Dünyaca ünlü tenisçi Venus Williams'ın gösteri maçı ile Formula 1 pilotu David Coulthard'ın geçişinin ardından Boğaz Köprüsü 5 trilyon lira harcanarak dünyaca ünlü asma köprüler gibi boydan boya aydınlatılacak. Aydınlatma için köprü üzerine 2 bin özel projektör yerleştirilecek. Bilgisayarla kontrol edilecek aydınlatma sistemi ile köprüde renk, efekt ve animasyon gösterileri yapılacak. Karayolları Genel Müdürü Hicabi Ece, turizm açısından aydınlatılan asma köprülerin parayla ölçülemeyecek derecede katkı sağladığını belirterek, ışıklandırma projesi için önümüzdeki günlerde ihaleye çıkılacağını söyledi.

Türkiye 2010 yılında 30 milyon turist, 30 milyar dolar da turizm geliri hedefliyor. Büyük illerde kurulan Turizm Komisyonları hedefe ulaşmak için turistleri çekebilecek yeni projeler geliştiriyor. İstanbul'da da valilik, belediye ve sektör temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan Turizm Komisyonu, kentin sembolü Boğaziçi Köprüsü'nün turizme katkısının artırılması için karar aldı. Köprünün kaliteli görsel ve dekoratif bir aydınlatma ile turizme kazandırılması kararlaştırıldı. Aydınlatmayla ilgili talep Karayolları Genel Müdürlüğü'ne iletildi. Genel müdürlük, aydınlatma sistemiyle ilgili projenin hazırlanması görevini Boğaziçi Köprüsü Başmühendisi Ramazan Yüksel'e verdi. Daha önce de aydınlatmayla ilgili çeşitli çalışmaları olan Yüksel, dünyaca ünlü asma köprülerin ışıklandırma sistemleriyle ilgili görsel ve teknik bilgileri topladı. Araştırmalarını yazıya döken Yüksel, köprüde benzer sistemlere göre ciddi enerji tasarrufu sağlayan, son teknoloji ürünü bilgisayar kontrollü Led aydınlatma armatürlerinin kullanılmasının uygun olacağı şeklinde bir rapor hazırlayarak genel müdürlüğe sundu. 5 milyon YTL maliyet çıkarılan aydınlatma sistemini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da yapılmasını istediği öğrenildi. Karayolları Genel Müdürlüğü, teknik detayları hazırlanan projenin yapımıyla ilgili önümüzdeki günlerde ihaleye çıkacak. Ramazan Yüksel'in verdiği bilgiye göre, Led aydınlatma sistemi dünyada tarihsel, anıtsal ve sembolik yapıların dekoratif aydınlatmada yaygın olarak kullanılıyor. Led benzer aydınlatma sistemlerine göre tasarruflu, montajı kolay, bakım gerektirmeyen renk değiştirme ve animasyonlara imkan veren sistem olarak biliniyor. Aydınlatma sisteminin işleyişiyle ilgili yazılım bilgisayara yüklendikten sonra, tek tuşla renk ve ışık gösterileri yapılabiliyor. Led sistemiyle gökkuşağı, patlamalar ve parçalanmalar gibi karmaşık renk gösterileri yapabilmek mümkün. Sistemin en önemli özelliği benzer aydınlatmalara göre maliyetinin çok düşük olması. Boğaziçi Köprüsü'nde mevcut bulunan 112 projektörün yıllık enerji tüketimi yaklaşık 160 bin yeni lira. 2 bin ampulün yerleştirilmesiyle kurulacak Led sisteminde yıllık enerji tüketimi ise 80 milyar yeni lira civarında olacak.

Boğaziçi Köprüsü'nde şu an bulunan aydınlatma sistemi kulelerin siluetinin ortaya çıkarılmasına yönelik yapılmış. Geçmiş yıllarda resmi ve dini bayramlarla özel günlerde çalıştırılan sistem bir süredir her gün çalıştırılıyor. Ledli sistemde ise kulelerin siluetinin yanı sıra askı ve boyun halatları ile asfalt yolun bulunduğu tabliyelerin de siluetleri ortaya çıkacak.

Karayolları Genel Müdürü Hicabi Ece, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla dekoratif aydınlatmayla ilgili projenin dünyadaki örnekleri de göz önüne alınarak hazırlandığını söyledi. Aydınlatmanın Boğaz'a çok farklı bir siluet vereceğini, yanıp sönen ışıkların etkileyici bir görüntü oluşturacağını ifade eden Ece, “Bu projenin turizme önemli ölçüde katkısı olacak. İhaleyle ilgili hazırlıklar devam ediyor. Önümüzdeki günlerde ihaleye çıkacağız.” dedi. Ece, köprünün yaya turizmine de açılmasını istediklerini, ancak köprünün yapısının buna müsaade etmediğini dile getirdi.

Avrupa ve Asya kıtalarını ayıran Boğaz'dan karşıdan karşıya kolayca geçebilme fikri yüzyıllar boyunca çekiciliğini korudu. Bilinen en eski Boğaz geçişi M.Ö. 511 yılında gerçekleştirildi. İskit seferine çıkan Pers Kralı Darius'un 700 bin kişilik ordusu, gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan yüzer köprü ile Trakya'ya geçti. Mühendisler Boğaz'ın bir köprü ile geçilmesi konusunda zaman zaman değişik projeler üretse de bunlar tasarı halinde kaldı. 20. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'un hızla gelişmesi ve Avrupa-Asya arasındaki trafiğin artışı Boğaz'a köprü yapılmasını zorunlu hale getirdi. Boğaziçi Köprüsü'nün yapımına 1970 yılında başlandı ve 29 Ekim 1973 yılında tamamlanarak hizmete açıldı. Avrupa ve Asya ile sabit bağlantı olarak Türkiye ulaşım ağının çok önemli bir halkasını oluşturan köprüde o dönemden bugüne trafikte beklenenin çok üstünde bir artış gerçekleşti. Köprünün ilk hizmete açıldığı yıl günlük ortalama araç geçişi 32 bin iken 1987'de bu sayı 130 bine çıktı. 2004 yılında ise köprüden günlük geçen araç sayısı 180 bin.

Boğaziçi Köprüsü, kamuoyunun gündemine hep intiharlar ve geçiş ücretleriyle geldi. Köprü geçiş ücretlerine yapılan her zam gişe önlerinde yapılan eylemlerle protesto edildi. Ancak son yıllarda köprünün adı farklı şekillerde duyulmaya başlandı. 2 sene öncesine kadar üzerinde hiçbir etkinliğe izin verilmeyen köprü son zamanlarda ilginç etkinliklere sahne oldu. Haziran 2004'teki NATO Zirvesi için Türkiye'ye gelen ABD Başkanı George Bush, canlı yayında konuşma yeri olarak Ortaköy'de Boğaziçi Köprüsü'nün siluetini seçti. 1979'dan beri her yıl Avrasya koşusu düzenlenen köprüde bu yıl dünyaca ünlü tenisçi Venus Williams, İpek Şenoğlu'yla tenis maçı yaptı. Daha sonra Formula 1 pilotlarından David Coulthard köprüden 235 kilometre hızla geçti. Köprü bu etkinliklerden sonra eylem yapmak, film çevirmek, bayrak asmak isteyenlerin gözde mekanı haline geldi. Çeşitli etkinliklere izin almak için çok sayıda kişi Köprü Başmühendisliği'ne müracaat ediyor. Ancak köprü üzerinde sadece Türkiye'nin uluslararası tanıtımının yapılabileceği etkinlikler için izin veriliyor. Boğaziçi Köprüsü Başmühendisi Ramazan Yüksel, geçtiğimiz yıl Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutlamak için köprü üzerine uzun bir bayrak asmak istediğini; ancak buna hem gemileri hem de Boğaz trafiğini tehlikeye düşürebileceği göz önüne alınarak izin verilmediğini ifade etti.

Dünya genelinde belli başlı toplam 70 asma köprü bulunuyor. Aydınlatılan en uzun köprü Japonya'da. 1998 yılında tamamlanan Akashi-Kaikyo köprüsü bin 990 metre uzunluğunda. 1937'de yapılan Golden Gate de halen San Francisco şehri deyince ilk akla gelenler arasında yer alıyor, yüksekliği 224 metre. 1983'te yine Amerika'da inşa edilen 486 metre uzunluğundaki Brooklyn Köprüsü’nde arabaların yanı sıra yaya ve bisikletli geçişi için ayrı yollar var. Boğaziçi Köprüsü ise bin 74 metre uzunluğunda. 1988'de inşa edilen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün uzunluğu ise bin 90 metre.

(kaynak: arkitera)


  Philips 765 milyon Euro yatırdı Boğaz’ı renklendirmeye talip haberinin devamını göster/gizle
Philips, daha çok dış mekanların renkli ışıklandırmasında kullanılan LED üretiminde dünya lideri Lumiled’e ait Agilent Teknoloji’yi 765 milyon Euro’ya satın aldı. Şirket, ‘geleceğin aydınlatma teknolojisi’ olarak nitelediği LED ile Boğaz köprülerini de ‘renklendirmeye’ talip oldu.

HOLLANDALI Philips, yüksek güçlü LED (Light Emitting Diodes) üretiminde dünya lideri olan Lumiled’e ait Agilent Teknoloji’nin yüzde 47 hissesini 765 milyon Euro’ya satın aldı. Philips böylelikle, Lumiled hisselerinin yüzde 96.5’ine sahip oldu. Philips Ampul Grubu Avrupa Başkanı Marc De Jong, satın almanın şirket için tarihi bir adım olduğunu söyleyerek, daha çok dış mekanların renkli ışıklandırmasında kullanılan LED teknolojisinin geleceğin teknolojisi olduğunu belirtti.

ERDOĞAN’IN OFİSİ:

De Jong, 100 yılı aşkın süredir hep beyaz aydınlatma üzerinde çalışan Philips’in, bu yeni teknolojiyle köprü, restoran, otel lobileri, cafeler, mağaza rafları, tarihi yapılar gibi pek çok iç ve dış mekanda bu teknolojinin kullanılabileceğini söyledi. Jong, Türkiye’de bu teknolojinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’deki çalışma ofisi ve Samsun’da bir üst geçidin aydınlatmasında kullanıldığını ifade ederek, önümüzdeki yıllarda LED teknolojisinin evlerde de kullanılmaya başlanacağını kaydetti.

Türk Philips A.Ş.’nin CEO’su Fridus Vest de, aydınlatma sektöründe yüzde 35’lik bir pazar payıyla Türkiye’de lider olduklarını vurguladı. ‘Son 2 yılda ülkenizde yüzde 20’lik bir büyüme yakaladık’ diyen Vest, bu yıl da aynı oranda bir büyüme hedeflediklerini dile getirdi. Vest, bundan sonra sağlık gereçleri ve sistemleri üzerinde yoğunlaşmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

BOĞAZ’I AYDINLATACAĞIZ:

Öte yandan, Türk Philips A.Ş.’nin Ampul Grubu Başkan Yardımcısı Stanislaw Kozlowski de, Türkiye’de yeni ürünlerle büyümeye devam etmeyi amaçladıklarını kaydederek, Boğaz köprülerini aydınlatmak için de İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerine teklif götürdüklerini bildirdi.

Teklifin değerlendirme aşamasında olduğunu ifade eden Kozlowski, olumlu cevap alınması halinde çalışmalara hemen başlanabileceğini dile getirdi.

LED teknolojisi nedir?

LED, İngilizcede ‘Light Emitting Diodes’, yani ışık yayan diyotların baş harflerinden oluşuyor. LED’ler, yarı iletken bir maddedeki elektron ve delikleri birleştirerek, elektriği ışığa çeviriyor. LED’ler, klasik ışık kaynaklarına göre enerji tasarrufu sağlaması, uzun ömürlü olması, renkleri daha net belirleyebilmesi ve daha güvenli olması gibi avantajlara sahip.

(kaynak : hürriyet)

2 Yorum 2 Yorum  | 14 Ağustos, 2005

ege denizi'nde, bozcaada-geyikli arasında sefer yapan "haznedar" adlı araba vapurunda meydana gelen makine arızası nedeniyle, bozcaada'ya deniz ulaşımı yapılamıyor.
bozcaada-geyikli arasında tek vapur sefer yapıyor.

vapurlarımızı vermiyoruz!'a ek olarak yeni vapurlar istiyorum.

not: bozcaada araba vapuru seferi yeniden başlamış. (kaynak: habertürk)

  bozcaada'ya deniz ulaşımı durduruldu haberinin devamını göster/gizle
aa muhabirinin türkiye denizcilik işletmeleri yetkililerinden edindiği bilgiye göre, geyikli'den bozcaada'ya yolcu ve araç taşıyan araba vapurunun makine dairesinde meydana gelen arıza nedeniyle, dün akşam saatlerinden beri sefer yapılamıyor. yetkililer, arızanın giderilmesi için çalışmaların sürdürüldüğünü belirttiler. öte yandan, sefer yapılamaması nedeniyle bozcaada ve geyikli'de uzun araç kuyruklarının oluştuğu kaydedildi.

(kaynak: habertürk)

0 Yorum 0 Yorum  | 

ulaştırma bakanı binali yıldırım, trenlere yönelik terör saldırılarını önlemek için akademisyenlerden yardım istediklerini belirterek, "amacımız, bu saldırıları önceden tespit edecek bir teknoloji oluşturmak" dedi.
hızlı tren faciasından önce akademisyenler uyarmıştı, bu sefer yine olaylardan sonra akademisyenler uyaracak ve projeler geliştirecekler. desteklememek elde değil. eskişehir-istanbul güzergahı arasındaki trenlerde en ufak bir sarsıntıda vagon içinde yaşanan kaza ve terör paniğini kelimeler ile anlatamam.

ama bir kaç soru işareti var kafamda. bu terör saldırıları sadece kilometrelerce giden trenlere özel mi düzenleniyor? bombayı önceden tespit edecek nasıl bir teknoloji olabilir? bir başlangıç olduğu kesin, bu iki soruyu araştırmaya devam edeceğim. sizlerin kafasında bir şey varsa eklemekten lütfen çekinmeyin. ben de bulduklarımı sizinle paylaşacağım.

  trenlere terör önleme sistemi haberinin devamını göster/gizle
yıldırım, doğu ve güneydoğu illerinde demiryollarına ve trenlere yönelik terör saldırılarıyla ilgili şunları söyledi:

"trenler, yüzlerce kilometrelik güzergahı kat ettikleri için teröristlerin hedefi haline geliyor. bunun önüne geçmek için çeşitli tedbirler alıyoruz. bazı arkadaşlarımız, bu saldırılarda yaşamını yitirdi. şu anda bakanlık olarak akademisyenlerle ortak bir çalışma yapıyoruz. amacımız, trenlerin geçtiği güzergahlarda, patlayıcı maddelerle yapılan saldırıları önceden tespit edecek bir teknoloji ortaya çıkarmak. bunu sağlarsak, bu teknolojiyi bütün trenlerde kullanmayı planlıyoruz."

hızlı tren çalışmalarına da değinen bakan yıldırım, ankara-eskişehir güzergahındaki çalışmaların yüzde 80 oranında tamamlandığını bildirdi. yıldırım, "eskişehir-İstanbul güzergahı ise ihale edildi. bu güzergahta çalışmalar, ihale sonrası başlayacak" diye konuştu.

(kaynak: haber3)

0 Yorum 0 Yorum  | 13 Ağustos, 2005

kadıköy-koşuyolu'nda bulunan tepe nautilus'un önündeki taksici manzarası beni her defasında dehşete düşürüyor. ana çıkış kapısının karşısındaki şeritte beklemek için kahyalara para ödemek zorunda kalan taksiciler, yoldan geçen arabalara binen müşterilere nefret ve küfür yağdırıyor.

ilk başlarda taksicilerin bu davranışlarını bildiğim için bekleyen taksilere biniyordum. bekleyen taksilerinin beklentilerinin her seferinde yüksek olması ve altıyol'daki boğa heykelinin oraya gitmeye burun kıvırmaları beni yoldan geçen taksilere balıklama atlamaya yöneltti. trip atan bir taksici yerine kavga dalaş bir yolculuk işime geliyor.

0 Yorum 0 Yorum  | 12 Ağustos, 2005

her ne kadar burayı bir yol haritası veya ulaşım günlüğü olarak nitelendirdiysem de, çoğu zaman yazıların esinlendiği güzergahın "okul-iş-ev" dışında kalmasını tercih ediyorum. bu yüzden yolculuklara referans noktası olması için biraz kitap inceledikten sonra strolling through istanbul "the classic guide to the city" ya da istanbul gezi rehberi'nin en iyi istanbul gezi rehberleri olduğunu anladım.

bu tür gezi kitaplarını incelerken en çok dikkat ettiğim şey türk yazarların yazdığı kitaplarda tasvirlerin önemli yer tutması. bir turistin gezi kitabı aldığı zaman en dikkat etmediği şeylerden birisinin de böyle tasvirler. aynı mimarlık kültürümüzde olduğu gibi ayrıntı hastalığının bir yansıması olarak böyle kitaplar kendilerine raflarda yer buluyor.

istanbul bilgi üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat bölüm başkanı ve aynı zamanda radikal gazetesi yazarı prof. dr. murat belge'nin kaleme aldığı ve tarih vakfından çıkan istanbul gezi rehberi ise gezdiğimiz yerlerin sosyokültürel açıklamalarının yanında dedikoduları, haritaları ve sanki sokaktan bir adam çevirmişçesine yapılan mekan tasvirleri ile okuyanların bir an önce kendilerini sokağa atmalarına şartlayacak bir kitap olmuş.

yazın bitmesine az zaman kala ilk durağı hemen belirlemeliyim.

bu iki kitabı ideefixe'den satın alabilirsiniz.

istanbul gezi rehberi / murat belge
idéefixe fiyatı : 13,84 ytl + kdv


strolling through istanbul "a guide to the city"
hilary sumner, boyd freely, john freely
idéefixe fiyatı : 19,80 ytl + kdv

0 Yorum 0 Yorum  | 11 Ağustos, 2005

artık taksi şöförlerine "ışıklardan sağa, ilk sokaktan da sola dönüyoruz" gibi primitif yer tariflerinde bulunmaktan nefret ediyorum. karşının taksileri oldukça buna mecburuz sanırım. aşağıdaki istanbul haritalarından bir tanesini gideceğiniz yere doğru yola çıkmadan önce bastırırsanız rahat edersiniz.

google map'de istanbul haritası
istanbul.net.tr'ın istanbul haritası [html sürümü]
istanbul.net.tr'ın istanbul haritası [flash sürümü]
istanbul büyükşehir belediyesi'nin istanbul kent haritası

0 Yorum 0 Yorum  | 10 Ağustos, 2005

genellikle turizme karşı olmak, sonuçsuz ve kolay eleştirel bir davranıştır. turizm karşıtı olanların, içine düştükleri yanlış durum, yalnızca kötümser ve tek taraflı oluşlarından kaynaklanmamaktadır. kendi sosyal etkinlik-lerinin bir bölümünün, rahatlıkla turizm kalıpları içinde değerlendirilebileceğinin farkında da değillerdir. aslında samimiyetle kabul etmemiz gereken, hepimizin bir turist olduğudur.
ihsan derman'ın hareket halinde adlı kitabından alıntıladığım bu cümleler (trt diksiyonu ile dizeler demek geçti içimden) taksimetre'nin yaratılış gayesini az çok özetliyor.

hareket halinde gördüğümüz, yaşadığımız her şey ve bizi o hareketi yapmayı sağlayan nedenler taksimetre'nin konuları arasında. bir ulaşım güncesi de diyebiliriz taksimetre için.

eğer sizin de ekleyecekleriniz olursa yorum yazmaktan çekinmeyin. gününün büyük kısmını bir yerden bir yere ulaşmaya çabalayan ve o süre içerisinde ilginç deneyimler yaşayan blog yazarlarına da taksimetre'nin kapıları her zaman açık.